23 Mayıs 2025 Cuma

Horon Tepip Helake Koşanlar(Ailenin ve Toplumun Çöküşü Üzerine Bir Muhasebe)

Son yıllarda Türkiye'de hızla çözülen bir toplumsal yapı var: aile. Bu çözülmenin ilk sinyalleri yıllar önce verildi; ancak o dönemde bu sinyalleri dile getirenlere kulak tıkanmakla kalınmadı, onları susturmak için türlü yollar denendi. Bugün ise, aynı yetkililer ailenin çözülüşünden, gençlerin evlenmeyi istememelerinden, toplumun değerlerinin yitiminden dem vuruyor. Oysa ne değişti? Sadece yıkımın artık inkâr edilemez hale gelmesi...

I. Ailenin Çöküşü ve İktidarın Gecikmiş Farkındalığı Aile kurumunun, iktidarın gölgesinde, sistemli ve bilinçli ya da bilinçsizce yıkıma sürüklendiği yılların ardından, Sayın Cumhurbaşkanı ve çevresi, nihayet bu yok oluşu dile getirmeye başladı. Ancak bu farkındalık, içten bir muhasebe ile mi doğdu, yoksa sosyal medyada dalga dalga yayılan öfke ve eleştirilerle mi, işte orası meçhul. Bugün "gençler evlenmiyor" diyen yetkililer, yıllardır süregelen ekonomik krizleri, değer erozyonlarını, yozlaşmış medya ve popüler kültür etkisini, bireyselcilik putunu neden görmezden geldiler?

II. Bakanların Toplumdan Kopuk Açıklamaları Geçtiğimiz günlerde bir bakanın evlilik oranlarının düşüşünü "modern yaşamın dayatması" olarak açıklaması toplumun sosyolojik yapısına ne kadar uzak olduklarını gözler önüne serdi. Modern yaşam sadece bir sonuçtur; esasen bu yaşam biçimini kutsayan, ona hizmet eden, reklamıyla, müfredatıyla, ekonomi politikalarıyla destekleyen bizatihi devlet mekanizmalarıdır. Ailenin, toplumun ve gençliğin bugünkü hali, bu mekanizmaların 20 yıllık bir icraatının sonucudur.

III. Sorunların Derinliği: Sosyoekonomik ve Kültürel Yıkım Gençlerin evlenememesinin asıl sebepleri açık: Ekonomik belirsizlik, barınma krizleri, yoksulluk, geleceğe dair umut eksikliği... Düğün yapacak salon bile kiralayamayan gençler, nasıl aile kursun? Ev kirası, beyaz eşya, düğün masrafları, altın, ziynet... Gençler bu yükü sırtlamayı neden istesin? Bu ekonomik koşulları yaratan kimdi? Kimler "faiz sebep, enflasyon sonuç" gibi sloganlarla ülkenin ekonomik temelini dinamitledi?

IV. Medya ve Kültür Politikalarıyla Bozulan Ahlak Ailenin yıkımının sadece ekonomik değil, kültürel temelli de olduğu unutulmamalı. RTÜK onaylı dizilerde nikahsız ilişkiler, aldatmalar, lüks yaşam özendiriliyor. Gençler, popüler kültürün zehirli atmosferinde sevgiyle, sadakatle değil; tüketimle, hedonizmle, şöhretle büyüyor. Bunun sorumlusu, 20 yıldır ülkenin kültürel politikalarını yöneten, TRT başta olmak üzere medya organlarını kontrol edenler değil mi?

V. Gazze'deki Yıkım ve Bizdeki Sessizlik: Gerçek Duyarsızlık Bir yanda Gazze’de binalar yıkılıyor, çocuklar enkaz altında can veriyor. Diğer yanda, Türkiye’de gençlerin ruhları çöküyor, hayalleri yıkılıyor. TRT ve iktidar medyası Gazze görüntüleriyle gözyaşı dökerken, aynı anda ülkede açlıkla, yoksullukla, boşanmalarla, intiharlarla boğuşan gençlerin çığlıklarına kulaklarını tıkıyor. Bu bir çelişki değil midir? Gerçek duyarlılık, sadece ekran başında değil; gerçek hayatta mazluma el uzatmakla olur.

VI. Samimiyet Testi: Dindarlık mı, Din Ticareti mi? İktidarın temsil ettiği muhafazakâr değerler, aileyi yücelten bir çizgiyi savunur görünse de pratikte yaşananlar bunun tam tersidir. Dindarlık, lüks arabalarla caka satmak, vakıflardan ballı maaşlar almak, yandaş ihalelerle zenginleşmek değildir. Asıl dindarlık, toplumun derdine çare aramak, hakka ve adalete uygun yaşamaktır. Bugün dini, fetva makamları üzerinden meşrulaştırılan politikalarla araçsallaştıranların, Allah’a karşı verecekleri büyük bir hesap vardır.

VII. Korkuların Yönetiminde Değil, Cesaretin İcraatında Kurtuluş Var Bugün toplum korkutularak değil, cesaretlendirilerek yönetilmelidir. Gençler korkuyla evlenmez, umutla evlenir. Aile korkuyla korunmaz, güvenle korunur. Bu güveni sağlayacak olan ise lüks içindeki bakanlar, saraylarda oturan yöneticiler değil; halkın arasında olan, onların dertleriyle dertlenen, samimi, dürüst, hesap verebilir bir idare anlayışıdır.

VIII. Biz Ne Demiştik? Yıllar önce, bu gidişle toplumun çöküşe sürükleneceğini söylediğimizde, bize karamsar, kötümser, muhalif dendi. Oysa biz kötülükleri görerek değil, onları önceden fark edip önlem alalım diye konuştuk. Bugün haklı çıkmak istemezdik. Bugün geldiğimiz yer, tam da o günlerden haber verdiğimiz karanlıktır. "Bir gün döner bakarsak size, ben insanlığımdan utanayım" demiştim; biz dönmedik ama sizler bu sözün doğruluğunu yaşayarak öğrendiniz.

IX. Ne Yapmalı? Artık inkârın faydası yok. Eğer gerçekten samimiyseniz, sadece sorunları konuşmayın; çözüm üretin. Bunun için ilk şart tevbedir. Din, bir istismar aracı değil; sorumluluk bilincidir. Yetki sahibi herkes, önce Allah’a karşı olan sorumluluğunu hatırlamalı, sonra halktan özür dilemelidir. Dürüstlükle, şeffaflıkla, liyakatle, israfı bitirerek, halktan yana politikalar geliştirerek aileyi ve toplumu yeniden ayağa kaldırabilirsiniz.

Yıllardır horon tepenlerin, şimdi gözyaşları dökmesi ikiyüzlülük değilse geç kalmış bir idraktir. Toplumun çöküşünü izlemek yerine, onu ayağa kaldırmak için çalışacak erdemli insanlar çıkarsa, işte o zaman bu millet yeniden dirilir. Ama bu kez sahici, samimi ve hesap verebilir bir iktidar ister bu toplum. Yoksa bu halk, bir daha kimsenin teptiği horonların ritmine kanmayacak kadar acı çekti. Bizim meselemiz bir makale değil; hakikatin kendisidir. Rabbim, kalemimizi hakikatin dışında bir şey yazdırmasın. 

Erol Kekeç/24.5.2025/Sancaktepe/İST

22 Mayıs 2025 Perşembe

Nesillere Örnek Olmak-Her Adımda Bir Miras Bırakmak

Bir baba ve oğul, sessiz bir orman yolunda yürüyordu. Doğanın fısıltıları arasında, baba oğluna dönüp şöyle dedi: “Bastığın yere dikkat et.” Oğul ise hiç tereddüt etmeden cevap verdi: “Sen dikkat et baba, ben senin adımlarını izliyorum.” Bu kısa ama derin anlam yüklü diyalog, sadece bir baba-oğul ilişkisini değil, aynı zamanda nesiller arasındaki etkileşimi, sorumluluğu ve mirası da anlatır.

Toplumlar, aile yapılarına dayanır. Aileler ise bireylerin ilk öğrendiği okuldur. Bu okulda ne öğretilirse, çocuk o değerlerle büyür. Dolayısıyla, bir bireyin karakteri, ahlakı, duruşu ve toplumla olan ilişkisi, büyük ölçüde yetiştiği ailenin ona sunduğu örneklikle şekillenir. Türkiye gibi geleneksel bağların hâlâ güçlü olduğu bir ülkede, ebeveynlerin çocuklarına nasıl örnek oldukları, sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele haline gelir.

Ailenin Temel Rolü-İlk Öğretmenler Anne ve Baba

Her çocuk, dünyaya gözlerini açtığında ailesiyle tanışır. Henüz konuşmadan, yazmadan, soyut düşünmeden önce gözlemler. Annesinin sevgisini, babasının duruşunu, ses tonlarını, davranış biçimlerini izler. Henüz hiçbir şey bilmediğini sandığımız bu çocuk, aslında bir kameradır. Gördüğü her şeyi hafızasına kaydeder. Bu yüzden ebeveynlik, sadece çocuğun karnını doyurmakla, onu okula göndermekle sınırlı değildir. En büyük görev, örnek olmaktır.

Bir baba çocuğuna her gün sabah erken kalkıp işe gitmenin ne demek olduğunu öğretmez ama bunu yaparak gösterir. Bir anne çocuğuna sevgi dolu olmayı sadece kelimelerle değil, ilgisiyle, sabrıyla, şefkatiyle öğretir. Yani çocuk, kelimelerden çok davranışlara kulak verir. Öyleyse şu soru hayati önem taşır: Biz nasıl davranıyoruz?

Sözler Uçar, Davranış Kalır

Yukarıdaki hikâyede olduğu gibi, çocuk babasının adımlarını izler. Bu mecazi değil, gerçek bir durumdur. Yani bir çocuk, “yalan söyleme” diyen babasının kendisini kandırdığını görüyorsa, yalan söylemenin meşrulaştığını öğrenir. Bir anne, “küfretme” derken trafikte ağzına geleni sayıyorsa, çocuk küfrü doğal bir dil kalıbı olarak içselleştirir. Bizler fark etmeden, her davranışımızla bir sonraki nesli şekillendiriyoruz.

Bugün Türkiye'de gençlerin en çok eleştirildiği konu saygısızlık, bencillik, empati yoksunluğu ve sorumsuzluktur. Peki bu gençler bu özellikleri nerede öğrendi? Sokakta mı? Hayır. Önce evde, sonra okulda ve toplumda… Bugün anne-babalar “çocuklar bozuldu” derken, dönüp kendi gençliklerinde nasıl bir örnek olduklarını sorgulamıyor. Çocuk ekran başında büyürken, anne baba aynı ekranın başında dizi izliyorsa; çocuk kitap okumuyorsa, çünkü evde kimse kitap okumuyorsa; çocuk dua etmiyorsa, çünkü evde kimse bunu yapmıyorsa… O zaman suçlu kimdir?

Taklit Eden Değil, Takdir Edilen Olmak

Çocuklar, idol ararlar. Bir kahraman isterler. Bu bazen bir çizgi film karakteri, bazen bir futbolcu olur. Ancak en kalıcı kahraman, evdeki annedir, babadır. Çünkü onun dokunuşunu, sesini, öfkesini, sabrını doğrudan yaşar. Ebeveyn, çocuk için bir haritadır. Bu harita ne kadar doğru yön gösterirse, çocuk da o kadar sağlıklı ilerler.

Bunun için ilk şart, kendini düzeltmektir. Ebeveynlik, çocuğu adam etmek değil; önce kendini adam etmektir. Kendi hayatında disiplinsiz bir babanın, çocuğuna disiplin öğretmesi mümkün değildir. Yalan söyleyen bir annenin, dürüstlük beklemesi çelişkidir. Evde eşine hakaret eden bir baba, çocuğuna sevgi ve saygıyı anlatamaz.

Ülkemiz Aile Yapısında Değişim-Modernleşme mi, Erozyon mu?

Türkiye'de son yıllarda hızlı bir değişim yaşanıyor. Geleneksel aile yapısından uzaklaşarak, bireysel özgürlüklerin öne çıktığı ama aynı zamanda bağların zayıfladığı bir döneme girildi. Artık aynı sofraya oturulmadan geçen günler, odasına kapanan çocuklar, anne babasına “arkadaş” gibi yaklaşan ama aslında hiçbir otorite tanımayan gençlik yükselişte. Bu sadece teknolojinin ya da çağın suçu değildir. Bu, yetişkinlerin yetersiz örnekliğinden kaynaklanır.

Eskiden baba “baba” idi; otoriteydi ama aynı zamanda emekti, cefaydı, koruyandı. Anne “anne” idi; sevgiydi, merhametti, huzurdu. Bugün ise birçok çocuk için anne ve baba sadece bir seslenme biçimi. Çünkü çocuk, onları “rol model” olarak göremiyor. Ya sürekli kavga eden ya da tamamen ilgisiz iki yetişkin arasında kayboluyor. Bu durum da geleceği karartan bir tablo oluşturuyor.

Her Adım Bir İz Bırakır

Çocuklar sadece ne söylediğinize değil, ne yaptığınıza bakar. Bu yüzden her davranış, bir ayet gibi çocuğun hayatında yer eder. Sabahları dua eden bir baba, çocuğuna inancı öğretir. Yolda yere düşmüş çöpü alan bir anne, çevre bilincini kazandırır. Her akşam kitap okuyan bir ebeveyn, çocuğuna bilgiye saygıyı aşılar. Bunlar basit görünebilir, ama o kadar değerlidir ki, ömür boyu çocuğun rehberi olur.

Mesela bir baba, her sabah selam vererek evden çıkıyorsa, çocuk da insanlara selam vermeyi öğrenir. Eğer bir anne, yaşlı bir komşusuna yemek götürüyorsa, çocuk yardım etmeyi içselleştirir. Çünkü çocuk, duyduğunu değil; gördüğünü yaşar. Bu yüzden “bastığın yere dikkat et” uyarısı sadece fiziksel değil, manevi bir anlam da taşır. Her adım bir karakter, bir ahlak izi bırakır.

Eğitim Sistemi ve Medyanın Rolü

Elbette sadece aile değil, eğitim sistemi ve medya da çocukları etkiler. Ancak aile, çocuğun ilk ve en güçlü yönlendiricisidir. Okulda öğretmenin “dürüst olun” dediği çocuk, evde babasının vergi kaçırdığını görürse, dürüstlük anlamsızlaşır. Televizyonda “kadına saygı” mesajı veren bir reklam izlerken, babasının annesine hakaret ettiğini duyarsa, o çocuk kadına saygıyı değil, şiddeti öğrenir. Bu yüzden asıl eğitim, ekranlarda değil, evde başlar.

Medya ise bugün çocukları kuşatan en büyük güçlerden biri. Ancak bu medya, aile tarafından kontrol edilmediğinde çocuk, değer yargılarını sosyal medyada aramaya başlar. Bugün “fenomen” olmuş ama ne bilgi, ne karakter anlamında hiçbir değeri olmayan kişilerin gençler üzerindeki etkisi, ailelerin ne kadar zayıf kaldığının kanıtıdır. Çünkü çocuk ailesinden almadığını, dışarıdan alır. Ve dışarıda ne varsa, onunla şekillenir.

Gelecek İçin Atılan Her Adım

“Sen dikkat et baba, ben senin adımlarını izliyorum.” Bu cümle, bir evladın değil; aslında geleceğin, biz yetişkinlere söylediği bir cümledir. Gelecek, bizim adımlarımızı takip ediyor. Her söylediğimiz, her yaptığımız, her ihmal ettiğimiz şey bir gün karşımıza bir çocuk olarak çıkıyor. O yüzden, nesillere iyi bir örnek olmak istiyorsak; önce kendimizi inşa etmeliyiz.

İyi bir gelecek, iyi bireylerle kurulur. İyi bireyler, iyi ailelerde yetişir. İyi aileler, örnek ebeveynlerle olur. Bu zincirin ilk halkası biziz. Yani sen…

Şimdi kendine sor: Bastığın yere dikkat ediyor musun? Arkandan gelecek olan çocuğa nasıl bir yol bırakıyorsun? Cevabın, sadece kendi çocuğun için değil, ülkenin geleceği için de bir yol haritası olacak.

Unutma, her adımın bir iz bırakır. O iz, ya karanlığa ya aydınlığa götürür. Tercih senin...

Erol Kekeç/12.05.2025/Sancaktepe/İST

21 Mayıs 2025 Çarşamba

Aile Çöküyor İnsanlık Eriyor-Yeniden Diriliş İçin Yaşam Denklemi


YIKILAN AİLE, SÖNEN UMUTLAR – OMURGALI YAŞAMIN DİREĞİ YENİDEN NASIL DİKİLİR?

"Bir toplumun çöküşü, önce ailede başlar. O çöken aileden kalan çocuklar, sonra o toplumu yerle bir eder."

I.DEPREM DEĞİL, ÇÜRÜME

Bugün sarsıldığımız şey bir deprem değil. Bir felaketin orta yerinde değiliz. Fakat bir çürümenin eşiğinde, sessizce düşen temellerin altında yaşıyoruz. O temellerin adı aile.

Televizyonlar, diziler, sosyal medya, moda, kariyer hırsı, özgürlük kisvesi altında sunulan hazcılık… Hepsi bir bütünün parçaları. Ve o bütün, aile kurumunun içten çöküşüdür.

Anne yok, baba yok, çocuk yok. Olanlar da birbirine yabancı. Aynı evde üç kişi yaşıyor ama üçü de farklı gezegenlerde. Aralarında ne sevgi, ne saygı, ne sadakat var. Modern hayatın parıltılı sahneleri, insanların gözünü kamaştırdı ama kalbini kör etti.

“Aile, bir ev değildir. Aile, birbirinin yükünü alıp kalbine koyanların kurduğu görünmez bir yuvadır.”

II. YIKIMIN NEDENLERİ-ATEŞ NEREDEN TUTUŞTU?

1. Rol Karışıklığı: Baba Dizilerde Sadece Aptal Bir Figür

Dizilerde baba ya çocuksu, ya sinik, ya da sadece maaş getiren “eski moda” bir karakter. Annelik; yemek, temizlik ve fedakârlığın içinde tükenmiş bir yorgunluk. Çocuklar ise ekrana gömülü, duygusuz, talepkâr ve yalnız.

"Modern medya, babayı karikatürize etti; anneyi köleleştirdi; çocuğu ise ne istediğini bilmez bir varlığa dönüştürdü."

2. Mahremiyetin Kaybı ve Ekran Saldırısı

Evin içinde artık mahremiyet yok. Paylaşılan özel anlar, selfie'lerle dış dünyaya pazarlanıyor. Aile içi kavgalar bile sosyal medyada like alıyor. Oysa mahremiyet, ailenin kutsal zırhıdır.

"Mahremiyet kalmadığında, saygı da sevgide birer maskeye dönüşür."

3. İnanç Erozyonu

Aileleri bir arada tutan en büyük çimento maneviyat idi. Fakat günümüzde din, vicdan, sabır, dua, helal gibi kavramlar eski birer kalıntıymış gibi görülüyor.

“İnanç yıkıldığında, merhamet toprağa gömülür.”

4. Kariyer Önceliği - ‘Bencillik

Kadın da erkek de “ben”i kutsadı, “biz”i unuttu. Herkes bireysel mutluluğun peşinde. Aile bir fedakârlık kurumu olmaktan çıktı, “tatmin alanı”na dönüştü.

“Aile, fedakârlıktan ibarettir; iki ‘Ben'le değil, bir ‘biz’le kurulur.”

5. Çocuklar: Sevgi Açlığıyla Büyüyen Nesil

Çocuklar lüks içinde büyüyor ama sevgiyle değil. Oyuncaklar var, dikkat yok. Tablet var, şefkat yok. Eğitim var, iletişim yok.

“Çocuğun oyuncağa değil, omzuna yaslanacağı bir babaya ihtiyacı var.”

III. YAŞAM DENKLEMİ-SEVGİ + SAYGI + OMURGA = YAŞANABİLİR AİLE

Peki bu gidişata dur demek mümkün mü? Evet. Ama bu bir sistem değişikliğiyle mümkün: Yeni bir yaşam denklemiyle…

 SEVGİ-KURU KELİMELER DEĞİL, SICAK DAVRANIŞLAR

Sevgi, çocuğun gözünden anlaşıldığını hissetmesidir. Eşlerin birbirine sarılabilmesidir. Gülümsemeler, göz temasları, “bugün nasılsın?” demelerdir. Birlikte yemek yemektir, “çocukların önünde birbirine bağırmamak ”tır.

“Sevgi, görünmez bir dildir; davranışla yazılır, bakışla okunur.”

SAYGI-HADDİNİ BİLME SANATIDIR

Kadın, erkeği küçümsememeli; erkek, kadını ezmemeli. Çocuk, anne babasına hakaret etmemeli. Herkes haddini, sınırını, yerini bilmeli.

Saygı; cep telefonunu kenara bırakıp çocuğu can kulağıyla dinlemektir.

“Saygı bittiğinde, ilişki artık bir savaş alanıdır.”

OMURGA-KİM OLDUĞUNU UNUTMAMAKTIR

Omurgalı insan, inandığı şeyin arkasında durur. Rüzgâra göre yön değiştirmez. Ahlaksızlığa hayır der. Çocuklarına örnek olur. Kötü akımlara, modaya, sapkınlığa, harama karşı eğilmez.

“Omurgalı yaşamak, popüler değil; erdemlidir. Yıkılmazsın. Ezilmezsin. Eğilmezsin.”

IV.YOL HARİTASI-SOMUT ADIMLARLA KURTULUŞ

1. Aile Meclisi Kurun

Her hafta evde “aile meclisi” kurun. Herkes o hafta yaşadıklarını anlatsın. Kavga varsa konuşulsun. Çözüm birlikte bulunsun.

“Konuşulmayan her sorun, gelecekte patlayacak bir bombadır.”

2. Ortak Ritüeller Oluşturun

Birlikte kahvaltı etmek, haftada bir doğa yürüyüşü, dua etmek, kitap okuma saati gibi etkinliklerle aile bağı güçlenir.

3. Telefonu Sessize, Kalbi Yükseğe Alın

Akşam 20.00'den sonra telefonsuz saatler belirleyin. Çocuğun gözünün içine bakarak konuşun.

4. Dizileri Değil Değerleri İzleyin

Eve hangi diziler giriyor, hangi örnekler konuşuluyor? Çocuklar hangi influencer’lardan etkileniyor? Bunları kontrol edin. Doğru rol modellerle tanıştırın.

5. Birlikte Dua Edin

Aynı secdeye baş koyan aileler, sırt sırta verir. Maneviyat birlikte yaşandığında, o aile sarsılsa da yıkılmaz.

V.HAYATTAN GERÇEK ÖRNEKLER-YIKIMDAN YENİDEN DOĞANLAR

Mehmet ve Zeynep’in Hikâyesi

Mehmet, inşaat işçisi. Zeynep, ev hanımı. Üç çocukları var. Maddi durum zor ama evde huzur var. Haftada bir “mutluluk defteri” tutuyorlar. Her çocuk o hafta neye sevindiğini yazıyor. Akşamları birlikte dua ediyorlar. Sosyal medyaları yok, ama gülüşmeleri bol.

“Zenginlik para değil; yüzünüzdeki tebessümdür.”

Ayşe Teyze'nin Mutfağı

70 yaşında. Her cuma tüm çocukları ve torunları toplanıyor. Kurduğu o masa, sadece yemek değil; dert paylaşma, nasihat, sevgi demek. O masa, üç kuşağı ayakta tutuyor.

“Bir masa, bazen bir milleti ayakta tutar.”

VI.UYGARLIK AİLEDEN BAŞLAR

"Okul eğitir, mahalle yönlendirir, ama aile şekillendirir.”

Omurgasız toplum, omurgasız bireylerden oluşur. Omurgasız birey ise ancak omurgasız bir ailede yetişir.

Bir anne baba, bir nesli ya kurtarır, ya kaybeder.

Aile; devletin, toplumun, kültürün, ahlâkın, geleceğin ilk fabrikasıdır. Bu fabrikada bozulma varsa, çıkan her ürün eksik, her birey arızalı olur.

 YOLUN FORMÜLÜ

  • “Aileyi yıkan toplum, geleceğini tabuta koyar.”

  • “Omurgasız birey, saygısız çocuk, sevgisiz eş olur.”

  • “Sevgiyle başlayan sabır, saygıyla büyür; sadakatle sonsuz olur.”

  • “Modernleşmek değil, yozlaşmak sorun.”

  • “Her çocuğun en büyük oyuncağı, anne-baba sevgisidir.”

  • “Aile; yemek değil, göz temasıdır.”

  • “Evin içinde dua yoksa, huzur başka eve gitmiştir.”

  • “Aynı çatı yetmez; aynı kalp gerek.”

  • “Sosyal medyada ‘ailecek mutluyuz’ demek, mutlu olmak değildir.”

  • “Birlikte ağlamayan aile, birlikte gülmeyi unutmuş demektir.”

YENİDEN İNŞA ZAMANI

Ey anne! Ey baba!
Evlatlarımızı, ekranların karanlık ışığı değil; bizim omuzumuzun sıcaklığı büyütsün.
Ey genç kardeşim!
Kendine layık bir hayat kuracaksan, önce sağlam bir karakter inşa et.

Ey toplum!
Aile yıkılıyorsa; okul, iş, devlet, adalet... hepsi çöker.

Ve ey insan!
Evini yeniden inşa et.
Ama bu kez duvarları tuğlayla değil, sevgiyle, saygıyla, omurgayla ör!

Erol Kekeç/03.05.2025/Sancaktepe/İST

16 Mayıs 2025 Cuma

Allah’ın Hükmü ile Hayatın Hükümleri Arasında Sıkışan İnsan

 


1.  Anne Baba, Hayat ve İman Çatışması

İnsan, varoluş itibariyle bağlı bir varlıktır. Doğar, büyür, öğrenir ve yaşar. Herkesin üzerinde en fazla hakkı olan kişiler anne ve babasıdır. Onların sevgisiyle büyür, onların yönlendirmesiyle şekillenir. Fakat hayatın bir noktasında, insanın karşısına daha büyük bir bağlılık çıkar: Allah’a kulluk.

Lokman Suresi 14-15. ayetlerde Rabbimiz, insana anne ve babaya iyilik etmeyi emrederken; bu bağlılığın bir sınırı olduğunu da belirtmiştir. Eğer anne ve baba, insanı Allah’a şirk koşmaya, Allah’tan başka bir güce boyun eğmeye çağırırlarsa, o zaman itaat hakkı ortadan kalkar. Çünkü orada artık iman ile bağ kopar, kulluk sınırı çizilir.

“Biz insana, anne ve babasına iyi davranmasını emrettik... Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme...” (Lokman/14-15)

Bu ayet, hem iman ehline bir sınır çizer hem de insan ilişkilerinde Allah’ı merkeze almanın gereğini bildirir.

2. Günümüz Dünyası-Aile, Toplum ve Allah’ın Hükmü Arasında Ezilen İnsan

Bugün modern dünya, aile ilişkisini yüceltiyor gibi görünse de aslında onu şirk düzeninin bir aracı haline getiriyor. Aile, bazen evlatlarını şu şekilde yönlendiriyor:

  • “Evladım, düzen böyle. Devlete, sisteme ayak uydurmazsan ezilirsin.”

  • “Boş ver namazı niyazı, önce kariyerin olsun.”

  • “Kendini kurtar, diğerleri önemli değil.”

  • “Hacca, zekâta, sadakaya ne gerek var? Önce dünyanı kurtar!”

Bu sözlerin altında tekrar eden bir şirk anlayışı var: Allah’ın hükmü yerine insanın koyduğu ölçülere tabi olmayı telkin etmek.

Bu durumda Müslüman evlat ne yapmalı? Elbette anne babasına saygıda kusur etmeden, fakat onların dünyaya dair şirk kokan yönlendirmelerine itaat etmeyerek yaşamalı. Tıpkı İbrahim (a.s.) gibi:

“Babası ona, ‘İbrahim! Putlarımdan vaz mı geçeceksin?’ dediğinde, İbrahim cevap verdi: ‘Ey babacığım, bilmediğin bir şeyin peşindesin...’” (Meryem/42-43)

3. Allah’ın Hükmüyle Yaşamayanlar-Dışarıdan Müslüman, İçeriden Firavun Mu?

Bugün “Ben Müslümanım” diyen ama hayatında Allah’ın hükmünü referans almayan milyonlar var. Şunu düşünelim:

  • Allah faizi haram kılmış. Ama kişi “faizsiz iş olmaz” deyip krediyle yaşayıp helal kazancı terk etmişse, bu ne kadar İslam’dır?

  • Allah kadın ve erkek için iffetli, haya sahibi bir yaşam istemiş. Ama modern anlayış, çıplaklığı özgürlük diye sunmuş. Bunu benimseyen bir hayat ne kadar Allah’a yakın olabilir?

  • Allah adaleti emretmiş, rüşveti, torpili, yalanı yasaklamış. Ama insanlar “bu devirde işler böyle yürüyor” diyerek adaleti ezip geçmiş. Bu hayat ne kadar İslam’dır?

Bu noktada şu soruyu sormalıyız:

"Allah’ın hükmüne göre yaşamayan bir hayat gerçekten İslam olabilir mi?"

Açık cevap: Hayır. Çünkü İslam teslimiyet demektir. Teslim olunmayan bir din, sadece şekilsel bir maskedir.

4. Gerçek Teslimiyetin Ölçüsü-Allah’ın Hükmü Önceliklidir

Kur’an, sadece inanç değil, bir hayat sistemi sunar. Müslüman da sadece inanan değil, Allah’ın hükümlerini hayatının her alanında geçerli kılmaya çalışan kişidir.

Bir genç, ailesi başını açması için baskı yapıyorsa, Kur’an şöyle der:

"Onlara itaat etme."

Bir genç, ailesi Allah yolundaki çalışmasını durdurmasını, sadece dünyevi hedeflere odaklanmasını istiyorsa, Kur’an yine şöyle der:

"İtaat etme, ama güzel davran."

Yani sınır nettir:

  • Allah varsa emir onundur.

  • Aile, toplum, devlet, medya, sistem Allah’ın önüne geçemez.

5. Uyanış İçin Sorgulama Gerekli-Ya Biz de Anne Babamızın Dinini mi Yaşıyoruz?

Bugün birçok insan “atalar dini ”ne sarılıyor. Sorgulamadan, düşünmeden, “herkes böyle yapıyor” diyerek hayatını sürdürüyor. Ama Kur’an bu konuda çok net uyarıyor:

“Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır! Biz atalarımızı ne üzerinde bulduysak ona uyarız’ derler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamışlarsa?” (Bakara/170)

Bu ayet, bugünün “gelenekçi” ama Kur’an’dan uzak mümin profiline ayna tutuyor. Aile, çevre, toplum, eğer Allah’ın kitabıyla çatışıyorsa, sorgulanmalı, itaat değil uyarı konusu olmalıdır.

6. Hayatın Her Alanında Allah’ı Rehber Edinmek

Müminin rehberi vicdan, gelenek, medya değil; vahiydir.

  • Evlenirken: Allah neyi emretti?

  • Çalışırken: Helal-haram çizgisi nerede?

  • Tüketirken: İsraf mı ediyorum, kanaat mi gösteriyorum?

  • Eğitimde: Çocuklarımı dünya için mi, ahiret için mi yetiştiriyorum?

  • Sosyal hayatta: Adaletli miyim, kibirli mi?

Bu sorulara vereceğimiz cevaplar, bizim Müslümanlık derecemizi gösterir. Çünkü Allah’a teslim olan insan, hayatının tamamını O’nun hükümleriyle inşa eder.

7. Birkaç Canlı Örnekle Açıklama

Örnek 1: Kariyer Mi, Tesettür Mü?

Ayşe, iyi bir üniversite kazandı. Ancak staj yapacağı şirkette başını açması isteniyor. Annesi-babası “Evladım, işini riske atma” diyor. Ayşe Kur’an’a danışıyor:

“İffetli olun, gözlerinizi haramdan sakının ve örtünün...” (Nur/30-31)

Ayşe, hem annesini kırmamak hem de Allah’ın emrine uymak istiyor. Ama tercihi net: Örtüsünden vazgeçmez. Çünkü bilir ki Allah’a isyan için annesine itaat edilmez.

Örnek 2: Rüşveti “Çözüm” Gören Aile

Ali, devlet memuru sınavına hazırlanıyor. Babası diyor ki: “Oğlum, referans bulmadan kazanamazsın. Gerekirse para verelim.” Ali ise Kur’an’dan biliyor:

“Rüşvet yiyenlere lanet olsun.” (Bakara/188)

Ali babasına saygılıdır ama rüşvete bulaşmaz. Çünkü o bilir ki Allah’ın hükmü paradan, işten, makamdan daha büyüktür.

8.Gerçek Aile, Allah’ın Hükmü Etrafında Kurulandır

Bugün “aile yılı” ilan edilse de, Allah’ın hükmü evlere girmedikçe gerçek anlamda aile olunamaz. Aile, sadece aynı evde yaşayan kişiler değildir. Aile:

  • Aynı hakikate yönelen,

  • Aynı kıbleye dönen,

  • Aynı sabrı taşıyan,

  • Aynı helal-haram çizgisinde yürüyen kişilerin oluşturduğu kutsal bağdır.

Ve böyle bir ailede evlat, anne babaya sadece saygı değil, dua ile bağlılık gösterir. Fakat sınır açıktır: Allah’ın hükmüyle çatışan hiçbir emir geçerli değildir.

“Allah’ım! Bize, anne ve babamıza hakkıyla iyilik etmeyi nasip et. Fakat Senin sınırlarını tanımayan hiçbir çağrıya uymamayı nasip eyle. Kalbimizi, hayatımızı, ailemizi Senin hükmüne teslim et. Bizi ‘iman ettim’ deyip de şeytana teslim olanlardan değil, ‘iman ettim’ deyip teslim olanlardan eyle. Âmin.”

Erol Kekeç/19.03.2025/Sancaktepe

Yıkıma Aile Yılı derseniz......

Aile dediler, ekran rezil rüsva dolu,
Sadakat çöktü, iffet yandı, yol bulan yok oldu.

Nikâhı unuttular, reytinge açtılar zemin,
"Kim kiminle kaçtı?" oldu meşruiyetin yeni temini...

Ana-baba örnekti bir zamanlar evlada,
Şimdi evlat utanır aynı koltukta oturmaya...

Zinayı anlatan sahneye "toplumsal gerçeklik" diyen,
Yarın çocuğun ahlakını ararken şaşırmasın neden...

Kutsal ocağı aileydi, bu milletin kökü,
Şimdi o ocakta sönüyor hayânın közü...

Her gün ekranlarda iffetsizlik sergilenir,
Aile yılı dediler, yıkım yılına denk gelir...

Bir milletin çöküşü, dizilerle başlar,
Ahlakı sarsılan toplum, zillete koşar...

Sadakat pazarda, namus etikette,

İlişkiler indirimde, haysiyet çöp sepetinde.

Kadın metadır, erkek figüran,
Aile komedidir, sadakat ise yalan.

Evlenmek sabırdı, şimdi show'a başlık,
Evlilik yemin değil, iki sezonluk anlaşma artık...

Edep kalmayınca ekranda, saygı da silinir,
Büyüğün sözü küçülür, küçüğün kalbi kirlenir.

Aile çökerse millet dağılır,
Devlet ayakta kalsa da gönüller bağırır.

Baba itibar kaybederse evlat sığınacak dağ bulmaz,
Ana ekran karşısında ağlarsa, nesil ar damarını kaybeder....

Aileyi korumak devleti ayakta tutar,
Yoksa gökten adalet bile inse, toplum uçuruma kayar...

Sabah kuşağında zina anlatılırsa şiir gibi,
O zaman medeniyet olur en büyük yıkımın dili.

Sadakat dizi konusu, ihanetse reyting puanı,
Aileye ihanet edenin olur yıldızla imanı.

Çocuk dizide boşanmayı izlerken büyür,
Ve yarın, evliliğe değil ayrılığa öykünür.

Aile bir gemidir, sadakat kaptanı,
Kaptan düşerse okyanus yutar insanı...

Nikâhsız yaşanır, çocuk “kimin?” sorusu sorulur,
Aile yılı dedikçe vicdan yerle yeksan olur.

Evlilik kutsaldı, şimdi trend topik,
Aşk ölçüsüz, ihanet artık epik...

Aileyi aile yapan üç şeydi bir zaman:
Merhamet, edep, iman… şimdi üçü de yok tamam...

Hikmetli dedem susardı evde rezalet görünce,
Şimdi torunlar alkış tutuyor ihanet üzerine...

Aşk, sabırdı; evlilik, dua; sadakat, kutsal bir bağ,
Şimdi aşk geçici, evlilik şov, sadakat ise bir dağ.

Anneyle babanın gölgesi büyütürdü evladı,
Şimdi ekranlar öğretiyor her bir yanlış adımı.

Aileyi kaybeden, devleti kaybetmiştir zaten,
Bunu anlamak için değil ekran, biraz kalp yeter bazen.

Sadakat gösterisi yapılırsa Tik Tok'ta,
O evde bereket kalmaz, dua bile geçmez çatıda...

Aileyi diziyle tanıyan nesil,
Hayatı senaryoyla yaşar; sonunda ise sefil…

Reyting uğruna açılmış her yuva kapısı,
Bir başka evladın kararır yarınki bakışı.

Hakkı arayan susar, show yapan bağırır,
Toplum alkışlar bunu, sonra neden dağıldık sanır.

Aile yılı demek, iffetle başlar, örnekle yürür,
Yoksa ekranla değil, dua ve şefkatle büyür...

Erol Kekeç/Mayıs-22025/Sancaktepe

13 Mayıs 2025 Salı

Gölgesini Kaybeden Ağaç



“Evvel zaman halkı azla kanaat ederdi, huzuru çoktu;
Bugün gönüller tok olsa da, göz doymuyor, ruh yorgunluktan koktu.”*
“Eskiler az konuşur, çok yaşardı; sözlerinin gölgesi serin olurdu,
Şimdi her söz bir çığlık, her çığlık bir yalnızlık doğurur oldu.”*
“Bir lokma, bir hırka dert değilken, dua idi en büyük zenginlik,
Şimdi servet bile yetersiz; huzur yok, çünkü kalmadı içtenlik.”*
“Komşunun dertleriyle dertlenirdi insanlar, bir tas çorba yeterdi,
Şimdi duvarlar yüksek, gönüller soğuk; bir selam bile esirgenir oldu.”*
“Bir çift ayakkabıyla yıllar yürünürdü; minnettardı ayaklar toprağa,
Şimdi dolaplar dolu ama yollarda yönsüzüz; kaybettik sadeliği hayatta.”*
“Evvelden bayram sevinçti, şimdi vitrin; hediye değil, yüz görmek bayramdı,
Bugün çocuğun sevinci etikete bağlı, büyüklerin kalbi de yorgun kaldı.”*
“Bir dua öğüt olurdu eskiden, bir yaşlının sözü kandil gibi yanardı,
Şimdi öğüt hor görülür, genç kulak duysa da kalp anlamaz, zihin kaydı.”*
“Kalbin kıblesi belliydi, yön pusulası sabitti, ne fırtına sarsardı gemiyi, ne de su batırırdı;
Şimdi her rüzgârla savrulur insan; ne kalp sabit, ne akıl emin yeri bilir.”*
“Az işte bereket, az sözde hikmet vardı; susmak da konuşmak kadar edebi taşırdı,
Bugün kelime çok, anlam az; sesler yüksek ama içleri bomboş taşır ki ne taşır.”*
“Bir tas ayranla doyardı beden, bir dost kelamıyla doyardı ruh,
Bugün ne sofralar doyurur ne sohbet; çünkü eksik olan ‘hakikat’ ve ‘usul’.”*
“Eskiden saat yoktu ama vakit vardı; şimdi saat çok, fakat zaman yok elimizde,
Gönlümüz kalabalıklar içinde tek başına; her şey çok, ama huzur yok özümüzde.”*
“Yağmur dua olurdu, toprak şükrederdi; kuşlar bile bilirdi baharın kıymetini,
Şimdi toprak ağlıyor, kuşlar susmuş; çünkü insan unuttu varlığın hikmetini.”*
“Gölge arayan değil, gölge veren ağaçlardı insanlar; yorguna serinlikti göğüsleri,
Şimdi gölge yok, her ağaç kesildi; herkes güneş gibi yakıyor birbirini, sebepsizce.”*
“Bir fidanı büyütmekti sevda, bir çocuğu okutmak ibadetti,
Bugün ekranlar büyütüyor evlatları; öğretmen değil, algoritmalar yön verir oldu.”*
“Bir annenin duasıydı en sağlam zırh, bir babanın alnıydı şerefin pusulası,
Şimdi unvanlar geçer akçe; lakin kayboldu o alnın teri, yitirildi ana duası.”*
“Önceki nesil göz temasıyla konuşur, susarak bile anlaşırdı,
Şimdi kelimeler bile yabancı; aynı dili konuşsak da başka yerden anlarız.”*
“Bir kahveyle 40 yıl hatır yaşardı, şimdi 40 kahve içilir, yine hatır kalmaz,
Çünkü samimiyetin yerini şüphe aldı, menfaatin gölgesinde dostluk soldu.”*
“Dün bir çobanın türküsü bile dağları güldürürdü, şimdi şarkılar bile sahte,
Çünkü gönül sahici değil; sanat, ticaretle evlendi, ruhsuzlukla doğurdu ah vahı.”*
“Eskinin derdi nefretten değil, sevdadan olurdu; aşk bile ağırbaşlıydı,
Bugün sevgiler geçici, bağlılıklar sanal; kalpler mevsimlik, hisler tanımsız kaldı.”*
“O vakit huzur, tüketmekle değil, yetinmekle çoğalırdı; hayat sade ama derindi,
Şimdi bolluk var ama boşluk derin; çünkü tükenen eşya değil, insanın ta kendisi oldu...”*
Not: Teyzeme rahmet diliyorum, anneme de sağlık sıhhat ve hayırlı ömür diliyorum....Bu vesileyle tüm annelerin anneler gününü kutluyorum gerçekten anne gibi merhametli toprak gibi mümbit olan kadınları bir anne olarak sevgi saygı ve hürmetle selamlıyorum annelerin ellerinden öpüyorum...

Hikmetin Beş Kapısı



Anlat ki suskunluk fesat doğurmasın,
Anla ki gönülde kırıklar çoğalmasın.
Anlaş ki kılıçlar çekilmesin,
Sözle çöz ki yürekler delinmesin.
Aldatma ki güven yıkılmaz kale olsun,
Aldanma ki aklın kuyusu dolsun.
Sözünü sakınma, haklıysan anlat,
Sükût bazen en büyük tuzaktır.
Karşındakini anlamadan hüküm verme,
Çünkü hakikat tek cepheden görünmez.
Dilin çözülmedikçe kalbin çözülmez,
Anlatmadan içindeki karanlık dağılmaz.
Anlayanla bir kelime yeterli olur,
Anlamayana cilt cilt kitap boşa okunur.
Sözle barışan, kavgayla yıkılmaz,
Anlaş ki savaş, içte başlamasın
Aldatmak akıl değil, ahlak düşüklüğüdür,
Aldanan da sorgulamazsa suçu bölüşür.
Her çözüm bir anlaşmadan doğar,
Yıkım, suskunlukla çoğalır.
Anlatmazsan dert büyür,
Anlamazsan hak küçülür.
Aldanmak saflık değilse gaflettir,
Aldatmak ise ihanetten ibarettir.
Anlaşmak adalete köprüdür,
Kırmadan dökmeden ilerlemek hünerdir.
Sözünü bilenin derdi azalır,
Sözsüz kalanların kalbi kararır.
Anlat ki yargılamasınlar suskunluğunu,
Anla ki öğrenesin insanın huyunu.
Aldatma bir yıkımsa,
Aldanma bir bataktır.
Söz sözü açar, kalp kalbi açar,
Anlat, anla, ki hayat barışla yaşar.
Ne suskunluk kutsaldır ne çok söz,
Ama anlamak hepsinden öz.
Gönüller diliyle konuşmak için,
Evvela anlaşmayı denemek gerek.
Aldanma, herkesi kendin gibi sanma,
Aldatma, en büyük hıyaneti kanatma.
Anlayan insan çoğaldıkça,
Dünyada kavgalar azalır.
Anlaşmak, savaşmaktan daha zor görünür,
Ama bedeli barıştır.
Anlatmayan suskun kalırsa,
Karanlıkta kalan sesler yankı yapar.
Her hakikat anlatılmaz belki,
Ama anlatmamak bazen zulme zemin hazırlar.
Anla ki aldatanla aldanan,
Aynı yangına odun taşır.
Sözle çözülmeyen mesele,
Kılıçla da çözülemez.
Aldatan bir kere değil,
Her defasında kendi şerefini siler.
Aldanmak insana mahsustur,
Ama aynı taşa iki kez takılmak gaflettir.
Anlaş ki dostluklar baki kalsın,
Yoksa her suskunluk düşmanlığa varır.
Beş "A" ile yürü hayat yolunu:
Anlat, anla, anlaş, aldatma, aldanma... Kurtuluş budur!

Nesiller arası kopuşun arka planı

Yeni nesil ile iletişim kuramıyoruz… Onlar bizi dinlemiyorlar, kendi bildiklerini okuyorlar, dolayısıyla toplumsal yaşam çatırdıyor. Çünkü ...