26 Aralık 2025 Cuma

İslam ve Batı Özgürlük Anlayışlarının Ontolojik Ayrışması

Fıtrat mı Tercih mi?

Özgürlük, modern dünyanın en çok kullanılan fakat en az sorgulanan kavramlarından biridir. Her ideoloji, her siyasal sistem ve her kültürel söylem özgürlüğü kendi referanslarına göre tanımlar; ancak çoğu zaman bu tanımın dayandığı insan tasavvuru, varlık anlayışı ve ahlâk zemini yeterince görünür kılınmaz. Oysa özgürlüğün ne olduğu sorusu, doğrudan “insan nedir?” sorusuna bağlıdır. İnsanı nasıl tanımlarsanız, özgürlüğü de öyle tanımlarsınız.

İslam’ın özgürlük anlayışı ile Batı’nın modern özgürlük kavrayışı arasındaki temel fark, tam da bu noktada ortaya çıkar. Batı düşüncesi özgürlüğü çoğunlukla sınırsız tercih yapabilme kapasitesi olarak ele alırken; İslam, özgürlüğü fıtratın önündeki engellerin kaldırılması, yani insanın kendi hakikatine uygun yaşayabilme imkânı olarak tanımlar. Bu iki yaklaşım arasındaki fark, basit bir kültürel farklılık değil; ontolojik, epistemolojik ve ahlâkî bir ayrışmadır.

Batı’da Özgürlük- Tercih Merkezli Birey

Modern Batı düşüncesinde özgürlük, büyük ölçüde Aydınlanma sonrası şekillenmiş bir kavramdır. Bu anlayışta insan, doğuştan belirli bir ahlâkî yönelime sahip bir varlık değil; kendisini tercihler yoluyla inşa eden nötr bir bireydir. Doğa, gelenek, din ve toplumsal normlar; bireyin özgürlüğünü sınırlayan unsurlar olarak görülür. Özgürlük, bu bağlayıcı yapılardan kurtulma çabasıdır.

Bu perspektifte özgürlük, “ne istiyorsan onu yapabilme” yetisiyle özdeşleştirilir. Bir davranışın doğru veya yanlış olması, insanın doğasına uygunluğu değil; bireysel iradeye dayanması üzerinden değerlendirilir. Böylece özgürlük, ahlâkî bir hedef olmaktan çıkar; teknik bir kapasiteye indirgenir.

Ancak bu yaklaşım, önemli bir soruyu yanıtsız bırakır:
İnsan her istediğini seçebilen bir varlıksa, bu isteklerin kaynağı nedir?
İnsanı yönlendiren arzular, gerçekten ona mı aittir; yoksa kültür, piyasa, medya ve güç ilişkileri tarafından mı üretilmektedir?

Modern Batı, bu soruları sormaktan bilinçli olarak kaçınır. Çünkü bu sorular sorulduğunda, sınırsız özgürlük miti çatlamaya başlar.

İslam’da Özgürlük- Fıtratın Önündeki Engellerin Kaldırılması

İslam düşüncesinde özgürlük, insanın sınırsızca tercih yapabilmesi değildir. Aksine, insanın kendi yaratılış hakikatiyle uyumlu yaşayabilmesidir. Kur’an’da geçen “fıtrat” kavramı, insanın ontolojik yapısını, eğilimlerini ve ahlâkî yönelimlerini ifade eder. İnsan, boş bir levha değildir; iyiye, adalete, merhamete ve hakikate meyyal bir varlık olarak yaratılmıştır.

Bu nedenle İslam’a göre özgürlük, insanın bu doğal yönelimlerini bastıran, bozan veya saptıran engellerden kurtulmasıdır. Cehalet, zulüm, sömürü, nefsin esareti ve heva; insanı özgürleştiren değil, onu köleleştiren unsurlardır. İslam, insanı bu zincirlerden kurtarmayı amaçlar.

Burada özgürlük, kendini sınırlama yeteneğiyle doğrudan ilişkilidir. Çünkü insanın her isteği, onun hayrına değildir. Nefsin her arzusu, insanı hakikate değil; çoğu zaman savrulmaya götürür. Bu nedenle İslam, özgürlüğü sınırsızlıkta değil; hikmetli sınırların içinde görür.

Savrulma mı Özgürlük mü?

Modern dünyada özgürlük söylemi, çoğu zaman insanı kendi doğasına yabancılaştıran bir araca dönüşmüştür. “Kendin ol”, “istediğin gibi yaşa”, “sınırlarını yık” gibi sloganlar; ilk bakışta özgürleştirici görünse de, insanı yönsüz ve köksüz bir varlık hâline getirir.

İnsan, her şeyi seçebileceği fikriyle baş başa bırakıldığında özgürleşmez; aksine anlam krizine sürüklenir. Çünkü insan, yönelimsiz yaşayabilen bir varlık değildir. Anlam, aidiyet ve sınırlar olmadan özgürlük, psikolojik ve toplumsal bir yüke dönüşür.

İslam’ın “fıtrat” vurgusu, tam da bu noktada koruyucu bir işlev görür. İnsan, kendi doğasına uygun bir hayat yaşadığında özgürleşir; doğasına aykırı tercihlerle baş başa bırakıldığında ise savrulur. Savrulma, özgürlük değildir; istikamet kaybıdır.

Tek Tip Özgürlük Dayatması ve Kültürel Şiddet

Batı’nın özgürlük anlayışındaki en problemli yönlerden biri, kendi değer sistemini evrensel ve zorunlu bir model olarak sunmasıdır. Oysa her toplumun tarihsel tecrübesi, kültürel dokusu ve fıtrî ihtiyaçları farklıdır. Kutuplarla ekvatoru aynı elbiseye zorlamak nasıl bir akıl tutulmasıysa, her toplumu aynı özgürlük tanımına mahkûm etmek de entelektüel bir körlüktür.

İslam coğrafyalarında yaşanan birçok toplumsal krizin arkasında, bu değer ithalatı yatmaktadır. Batı’dan alınan özgürlük söylemleri, yerel fıtratla uyumlu olmadığı için toplumsal yapıyı dönüştürmek yerine parçalamaktadır. Aile yapısının çözülmesi, ahlâkî belirsizlikler, kimlik krizleri ve kuşak çatışmaları; bu uyumsuzluğun sonuçlarıdır.

Bu noktada sorulması gereken soru şudur:
Bir toplumun özgürleşmesi, kendi değerlerini terk etmesiyle mi mümkündür; yoksa kendi fıtratına uygun bir düzen kurmasıyla mı?

Özgürlük ve Sorumluluk İlişkisi

İslam’da özgürlük, sorumluluktan bağımsız düşünülemez. İnsan, özgür olduğu için sorumludur; sorumlu olduğu için de özgürlüğü anlamlıdır. Batı düşüncesinde ise özgürlük çoğu zaman sorumluluktan arındırılmış bir alan olarak kurgulanır. Bu da bireyin eylemlerinin toplumsal ve ahlâkî sonuçlarını görünmez kılar.

Oysa sınırsız tercih hakkı, sorumluluk bilinciyle dengelenmediğinde güçlünün zayıfı ezdiği bir alana dönüşür. Piyasa özgürlüğü adı altında sömürü, bireysel özgürlük adı altında ahlâkî çözülme ve ifade özgürlüğü adı altında hakaret meşrulaştırılır. Bu tablo, özgürlüğün değil; denetimsiz gücün ürünüdür.

Hakikate Uygun Özgürlük

İslam’ın özgürlük anlayışı, insanı sınırsızlaştırmaz; onu hakikatiyle buluşturur. Batı’nın özgürlük anlayışı ise insanı sınırsız tercihlerle baş başa bırakarak çoğu zaman yönsüzleştirir. Bu iki yaklaşım arasındaki fark, yalnızca teorik değil; insanın gündelik hayatında somut sonuçlar doğuran bir ayrımdır.

Gerçek özgürlük, insanın her şeyi yapabilmesi değil; doğru olanı yapabilme iradesine sahip olmasıdır. Fıtratla uyumlu bir hayat, insanı baskı altına almaz; onu kendi iç çatışmalarından kurtarır. Bu nedenle özgürlük, her toplumun kendi değerleri ve insan tasavvuru çerçevesinde yeniden düşünülmesi gereken bir kavramdır.

Aksi hâlde özgürlük, insanı özgürleştiren değil; onu kendisine yabancılaştıran bir ideolojiye dönüşür...

Erol Kekeç/25.12.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Nesiller arası kopuşun arka planı

Yeni nesil ile iletişim kuramıyoruz… Onlar bizi dinlemiyorlar, kendi bildiklerini okuyorlar, dolayısıyla toplumsal yaşam çatırdıyor. Çünkü ...