11 Mayıs 2026 Pazartesi

Nesiller arası kopuşun arka planı


Yeni nesil ile iletişim kuramıyoruz… Onlar bizi dinlemiyorlar, kendi bildiklerini okuyorlar, dolayısıyla toplumsal yaşam çatırdıyor. Çünkü geleneklerden, inançlardan kopan insanlar rüzgârın önünde savrulan çör çöpe döner diye hep yakınıp duruyoruz. Ancak “taş yerinde ağır olur” diye bilinen önemli bir veciz özümüz var; fakat bu söz artık kimseyi etkilemiyor. Herkes her yerde olmak istiyor. Önceki kuşaklar bulunmaması gereken yerde mutlaka kendisi olmasa o işlerin yürümeyeceğini düşünüyor. Çünkü egoizm ve narsist kişilik onda böylesi bir kibir oluşturuyor. Bu kibirli ruh hali ile etrafına bakan kişi, kendisinin dışında herkesin tehlikeli sularda yüzdüğünü iddia eder durur.

Bu kopuş sadece kuşak farkıyla açıklanamaz; sosyolojik, psikolojik ve siyasal katmanları olan derin bir fay hattıdır.

1. Otoritenin Kibri: Kendini Mutlak Ölçü Saymak

Bir toplumda eski kuşaklar —özellikle gücü elinde tutanlar— kendilerini tek referans noktası olarak görmeye başladığında, doğal olarak gençlik ile aralarındaki köprüler yıkılır. 

“Bu kibirli ruh hali ile etrafına bakan kendisinin dışında herkesin tehlikeli sularda yüzdüğünü iddia eder durur.”

Bu sadece bireysel kibir değil; kültürel bir kibir, kurumsal bir kibir, hatta devleti kişisel otoritesinin uzantısı gibi gören bir zihniyetin kibridir.
Böyle bir zihniyet, gençlerin yaratıcılığını, sorgulayıcılığını, dünyayı kavrayış hızını tehdit olarak görür.
Ve tehdit gördüğü her şeyi bastırmaya yönelir.

2. Gücü Elinde Tutanların Yanlış Kullanımı:

“Üstü Açık Bir Hapishane”

“Bunlar güç sahibi iseler o gücü hoşlarına gitmeyen davranışları ortadan kaldırmak ve kişileri cezalandırmak için kullanarak tek kıstas ve referans kendileri olduğunu anlatırlar.”

Bu tür toplumlarda güç, hukuku beslemesi gerekirken hukukun yerine geçer.
Kurallar bireylerin özgürlüğünü korumak için değil, güç sahiplerinin konumunu korumak için çalışmaya başlar.

Ve yine,

“İnsanların nefes almakta zorlandığı üstü açık bir hapishane oluşturdukları yerde…”

Bu ifade aslında baskıcı rejimlerin en rafine tarifidir:
Herkes dışarıdadır ama kimse özgür değildir.

Toplumun resmi kurumları bile birer denge unsuru olması gerekirken, “gücü meşrulaştırma aparatına” dönüşür.

“Resmi devlet kurumu olarak insanların inançlarını yaşaması için katkıda bulunması gereken kurumlarda gücün kontrolünde gücün her yaptığı eylemi, olumsuzluğu, yolsuzluğu, hukuksuzluğu meşrulaştırma aparatı olarak kullanılıyorsa…”

Bu yalnızca bir bozulma değil;
devletin toplumsal vicdandan kopmasıdır.

3. Gençliğin Uyuşmazlığı:

Sistemin Değil, Bağnazlığın Reddi

“Yeni neslin böylesi bir ortamla uyuşmayan doku uyuşmazlığı nasıl olur da iletişim kurdurabilir?”

Bu sorunun cevabı açık:
Yeni nesil kötü değildir; uyumsuz olan onların dinamizmi değil, eski zihniyetin çürümüş kalıplarıdır.

Gençlik bugünün dünyasında:

  • bilgiye daha hızlı ulaşır,
  • dünyayı daha geniş perspektiften okur,
  • otoriteyi sorgular,
  • yanlışa yanlış deme cesaretine sahiptir.

Bu doğal bir gelişimdir.
Ancak eski kuşaklar bunu “saygısızlık” olarak yorumladıkça, gençlik ile aralarındaki uçurum büyür.

“Dolayısıyla gençlik ile iletişim kanalları tıkanmış ve kendi yanlış kalıpsal yaşam biçimleri ile nesilleri bıktıran ortamlar hem geleceğinden olacak hem de kendi elleri ile kendilerini imha edeceklerdir.”

Gençleri kaybeden toplum aslında kendi geleceğini kaybeder.

4. Ailelerin Rolü: Mal, Evlat, Para, Makam Yarışları

“Mal, evlat, para ve makam yarışları ile çocuklarını toplum için tehlikeli bir bomba gibi salanlar tüm nesillerin geleceğini ahlaken ve değerler açısından yok ettiklerini bilmeliler.”

Bugünün gençliği çoğu zaman:

  • ebeveyn hırslarının kurbanı,
  • sosyal medya rekabetinin objesi,
  • kariyer baskısının deneyi,
  • aileler arası statü savaşlarının aracı haline getiriliyor.

Böyle yetişen çocuk nasıl sağlıklı bir kimlik inşa edebilir?

Toplumsal çerçevede baktığımızda:

  • Değer üretmeyen aile, değer bilmeyen nesil üretir.
  • Sorumluluk taşımayan ebeveyn, ruhu kırılmış bireyler yetiştirir.
  • Sadece başarı isteyen aile, insanlığını kaybetmiş bireyler yetiştirir.

“Gençlik gitti diyerek boş boş konuşmanın anlamı yoktur; önce boş olan yaşamlar anlam kazansın, gerisi kendiliğinden gelir.”

5. Gelenek ve İnançtan Kopuş Meselesi:

Çürümüş Gelenek mi, Yenilenmemiş İnanç mı?

Gelenekler ve inançlar toplum için pusuladır.
Ama pusulanın kendisi paslanmışsa yön göstermez.

Bugün gençlerin kopuşu:

  • inançtan değil;
  • inancın yanlış temsil edilmesinden,
  • gelenekten değil;
  • geleneğin yozlaştırılmasından kaynaklanıyor.

Gençler:

  • samimiyetsizliği,
  • iki yüzlülüğü,
  • güç için dine sığınıldığını
  • çıkar için geleneğin araçsallaştırıldığını

gördükçe uzaklaşıyorlar.

Bu uzaklaşma onların suçu değil;
onları itenlerin derin bir özeleştiri yapması gereken bir durumdur.

6. Toplumsal Çatırdamanın Derin Sebepleri

a) Kurumsal Çürüme

Devlet kurumları siyasetin aparatına dönüştükçe toplum güvenini kaybeder.

b) Ahlaki Erozyon

Yolsuzluk, torpil, kayırmacılık gençliğin adalet duygusunu yok eder.

c) Nesiller Arası Güven Kaybı

Büyükler gençlere güvenmez; gençler büyükleri samimi bulmaz.

d) Manevi Köksüzlük

Dinin özü değil, vitrine dönüştürülmüş şekli toplumu bunalıma sokar.

e) Otoriter Ebeveynlik

Baskı altında büyüyen nesil ya isyan eder ya da tamamen çöker.

7. Çözüm Nerede?

Değişmesi gereken gençlik değil; gençleri boğan eski dünyanın prangalarıdır.

Bir toplumun diriliş reçetesi:

  1. Hakikati arayan bir eğitim sistemi
  2. İnancın samimi temsil edilmesi
  3. Gücün hukuka teslim olması
  4. Ailelerin çocuklarını birey olarak tanıması
  5. Eski kuşağın kibri bırakıp rehberliğe yönelmesi
  6. Gençliğin cesaretinin desteklenmesi

olmadan kurulamaz.

Erol Kekeç/06.04.2026/Sancakteepe/İST

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Nesiller arası kopuşun arka planı

Yeni nesil ile iletişim kuramıyoruz… Onlar bizi dinlemiyorlar, kendi bildiklerini okuyorlar, dolayısıyla toplumsal yaşam çatırdıyor. Çünkü ...