22 Aralık 2025 Pazartesi

Ayna Karşısında Susan Toplum

 

Bir toplumun nabzı, istatistik tablolarında değil; evlerin içindeki sessizlikte, sofralardaki eksilen sandalyelerde, çocuk odalarının boşluğunda tutulur. Bugün nüfusun neden azaldığını konuşanların, aynaya bakmadan kürsüye çıkması başlı başına bir ironidir. Çünkü nüfus, nutukla artmaz; hayatla, güvenle, umutla artar. Ve bunlar yoksa, sayıların dili de susar.

Cinselliğe ulaşmanın bedava olduğu, hatta teşvik edildiği; fakat aile kurmanın, bir hayatı paylaşmanın, sorumluluk almanın deveyi hendekten atlatmak kadar zorlaştırıldığı bir düzenin içindeyiz. İnsanlara bir yandan “özgürleşme” masalları anlatılırken, diğer yandan kalıcı bağlar, sadakat ve fedakârlık sistemli biçimde anlamsızlaştırıldı. Bugün kimse şunu sormuyor:
Bağsızlığın bu kadar kutsandığı bir dünyada, kim neden bağ kursun?

Aile, kendiliğinden çöken bir yapı değildir. Aile, ancak bilerek ve isteyerek, uzun vadeli politikalarla, kültürel mühendislikle ve hukuki dengesizliklerle aşındırılır. Bugün yaşadığımız tam olarak budur. Bir yandan “aile kutsaldır” denir, diğer yandan aileyi ayakta tutan bütün kolonlar tek tek kesilir. Sonra da bina çökünce, enkazın başında “neden çöktü” diye sorulur.

Pozitif Ayrımcılık mı, Sistematik Ayrıştırma mı?

Pozitif ayrımcılık kavramı, başlangıçta adalet iddiasıyla ortaya çıktı. Ancak zamanla bu kavram, denge kurmak yerine dengeyi bozmanın aracı hâline getirildi. Kadın, erkek karşısında güçlü bir birey olarak değil; neredeyse karşı cephede konumlandırıldı. Eşler, aynı geminin yolcuları olmaktan çıkarılıp, birbirini denetleyen ve gerektiğinde cezalandıran rakipler hâline getirildi.

Burada sorun, kadının haklarının korunması değildir. Sorun, hak kavramının tek yönlü ve bağlamdan kopuk biçimde uygulanmasıdır. Hukuk, aileyi korumak yerine; aile içindeki en küçük krizi bile kopuşa götüren bir kaldıraç hâline getirildi. Barıştırmak yerine ayıran, onarmak yerine dağıtan bir sistem inşa edildi.

Sonuç ne oldu?
Evlilik, güvenli bir liman olmaktan çıktı. İnsanlar evlenirken artık “birlikte yaşlanmayı” değil, “ne zaman ayrılırız” ihtimalini hesaplıyor. Nikâh masasına oturanlar, aynı zamanda zihinsel olarak boşanma masasını da yanlarına çekiyor. Böyle bir psikolojiyle kurulan aileden nasıl çocuk, nasıl nesil, nasıl gelecek beklersiniz?

Aile Yılı ve Boş Vaatlerin Tükenmişliği

Bir şeyi gerçekten sevip sevmediğinizi anlamanın en kolay yolu şudur: Onu yaşatıyor musunuz, yoksa kurutuyor musunuz?
Bir insan çiçekleri sevdiğini söyleyip bütün çiçekleri kurutmuşsa, onun sevgisine ne kadar inanırsınız?

“Aile yılı”, “nesil hamlesi”, “gençlik vizyonu” gibi süslü kavramlar; içi boşaltılmış bir vitrinden ibarettir. Gerçek hayatta aile kurmak isteyen gençler, kira fiyatlarının altında eziliyor. Tek maaşla ev geçindirmek imkânsız hâle gelmiş. Bir evin kirası, insanların aldığı maaştan fazla. Çocuk yapmak bir sevinç değil, ekonomik risk olarak görülüyor.

Burada sorulması gereken soru şudur:
Siz hayatı bu kadar pahalı hâle getirirken, insanlardan nasıl daha çok çocuk yapmalarını bekliyorsunuz?

İnsanlar açken doğurmaz. Güvencesizken çoğalmaz. Yarınına güvenmeyen, çocuğunun geleceğini göremeyen bir toplum, nüfus artışını değil; içe kapanmayı seçer.

İstatistiklerin Soğuk Dili, Hayatın Acı Gerçeği

2023 yılında yaklaşık 550 bin evlilik yapılmış. Ancak bu evliliklerin yarıdan fazlası kısa sürede boşanmayla sonuçlanmış. Bu, bireysel ahlâk meselesi değildir. Bu, toplumsal bir alarmdır.

Bir toplumda evlilikler bu hızla dağılıyorsa, burada “insanlar bozuldu” demek en kolay kaçıştır. Oysa asıl soru şudur:
Bu insanlar neden tutunamıyor?

İnsanlar artık tek başına yaşayamaz hâle geldi. Yalnızlık romantize edildi ama yalnızlık insanı kemiren bir boşluğa dönüştü. Sosyal medya kalabalığı, gerçek hayattaki sessizliği örtemedi. İnsanlar konuşuyor ama anlaşamıyor; birlikte yaşıyor ama temas edemiyor.

Ve bütün bunların sorumlusu olan bir yönetim anlayışı, hâlâ milletle dalga geçer gibi “nüfus neden azalıyor” diye soruyor. Bu, hastaya bakmadan ateşi suçlamaya benzer.

Ekonomi- Ailenin Görünmeyen Mezarı

Ekonomi, sadece para meselesi değildir; hayat kurma meselesidir. Bugün ekonomi, aileyi boğan görünmez bir mezara dönüşmüş durumda. Gençler evlenemiyor çünkü borçla hayata başlamak istemiyor. Evlenenler çocuk yapamıyor çünkü gelecek hesabı tutmuyor.

Bir toplumda insanlar, çocuk sahibi olmayı “lüks” olarak görmeye başlamışsa, orada nüfus politikaları değil; yaşam politikaları iflas etmiştir.

Ama iktidar ne yapıyor?
Gerçeklerle yüzleşmek yerine, aynayı kırmayı tercih ediyor. Sorumluluğu üstlenmek yerine, halkı suçluyor. “Doğurmuyorsunuz” diyor ama neden doğurmadıklarını konuşmuyor.

Ayetin Sessiz Tanıklığı

Kur’an’da geçen şu ayet, bugün neredeyse canlı bir sosyolojik rapor gibi önümüzde duruyor:

“Onlara bir mevki ve makam verildiğinde, yeryüzünde bozgunculuk yapar, ekini ve nesli ifsat ederler.”

Bu ayet, sadece geçmiş kavimlere dair değildir. Bu ayet, güçle imtihan olan herkes içindir. Ekin bozulmuşsa, nesil tükeniyorsa, burada sadece bireysel tercihler değil; yönetsel tercihler de sorgulanmalıdır.

Bugün ekin bozulmuştur: Tarım bitmiş, üretici küsmüş, toprak terk edilmiştir.
Bugün nesil ifsat edilmiştir: Aile çözülmüş, çocuk güvencesizleşmiş, gençlik umutsuzluğa itilmiştir.

Ve bütün bunları yapanlar, hâlâ bir toplumun kurtuluşunun da kendileri olduğunu anlatıyor. Daha da acısı, buna inanan bir kitle hâlâ var.

Zillet Nerede Başlar?

Bir toplum, kendisini aç bırakanı alkışladığında; kendisini böleni “birleştirici” sandığında; hayatını zorlaştıranı “kader” diye kabullendiğinde…İşte zillet tam da orada başlar.

Zillet, yoksulluk değildir. Zillet, sebebini bile bile susmaktır.
Zillet, çaresizlik değildir. Zillet, çaresizliği yönetenlere minnet duymaktır.

Bugün yaşadığımız şey, sadece ekonomik kriz, aile krizi ya da nüfus krizi değildir. Bu, anlam krizidir. İnsanlar artık neden yaşadığını, neden evlendiğini, neden çocuk yapacağını bilmiyor. Çünkü sistem, bu soruların cevaplarını yok etti.

Aynaya Bakma Cesareti

Nüfus neden azalıyor diye soranlara verilecek en dürüst cevap şudur: Çünkü siz hayatı yaşanmaz hâle getirdiniz. Aile neden dağılıyor? Çünkü siz aileyi korumadınız, sadece sloganını attınız. Gençler neden evlenmiyor?

Çünkü siz onlara gelecek değil, borç verdiniz. Ve eğer bir gün gerçekten çözüm isteniyorsa, önce aynanın karşısına geçip şu soruyu sormak gerekir:

Biz ne yaptık da bu hâle geldik? Başka yerde sorun aramaya gerek yok.

Ayna hâlâ orada duruyor. Bakmasını bilene…

Erol Kekeç/21.12.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Nesiller arası kopuşun arka planı

Yeni nesil ile iletişim kuramıyoruz… Onlar bizi dinlemiyorlar, kendi bildiklerini okuyorlar, dolayısıyla toplumsal yaşam çatırdıyor. Çünkü ...