7 Ocak 2026 Çarşamba

Kuduran ayılar çağında insan olmak

Aç ayı oynamaz, tok ayı kudurur.

Eskiler bir sözü boşuna söylememiştir: “Aç ayı oynamaz.”

Ama eskiler bir şeyi daha öngörememiştir: Tok ayının kuduracağını.

Bugün yaşadığımız dünya, aç ayıların hayatta kalma mücadelesi verdiği; tok ayıların ise kuduz bir iştahla etrafı parçaladığı devasa bir hayvanat bahçesine dönüştü. Ne yazık ki bu bahçenin kafesleri hayvanlar için değil, insanlar için. Ve en acı olanı şu: Bu bahçenin bekçileri de ziyaretçileri de hatta alkışlayan seyircileri de yine biziz.

Bir tarafta açlıktan kemikleri sayılan insanlar var. Gerçek açlık bu; romantize edilecek bir yoksulluk değil. Öte tarafta ise tok olduğu halde doymayanlar… Sofrası dolu, kasası dolu, ekranı dolu, ama gözü hâlâ aç olanlar. İşte bu ikisi arasındaki uçurum, çağımızın en büyük insanlık dramıdır.

Aç ayı oynamaz; çünkü açlık, insanı hayatta kalma refleksine kilitler. Aç insan ideoloji düşünmez, gelecek planlamaz, estetik tartışmaz. Aç insan ekmek düşünür. Ama tok ayı kudurur; çünkü tok olanın artık kaybedecek bir şeyi yoktur, sadece daha fazlasını isteme hırsı vardır. Ve bu hırs, ahlakla, vicdanla, adaletle dizginlenmezse kuduzluk başlar.

Bugün dünyaya bakın.

Savaşlar, açlıktan değil; tokların ihtirasından çıkıyor.

Doğa, fakirlerin tüketiminden değil; zenginlerin oburluğundan yok oluyor.

Adaletsizlik, yoksulların isyanından değil; imtiyazlıların düzeninden besleniyor.

Ama garip olan şu: Bu düzen kendini hâlâ “normal” diye pazarlayabiliyor. Çünkü kuduran ayılar sadece parçalamıyor; aynı zamanda anlatıyor, meşrulaştırıyor, süslüyor. Kanlı pençelerini beyaz eldivenlerle gizliyorlar. Ve bize “Bu böyle olmak zorunda” diyorlar.

Dünyamız artık bir insanlık sahnesi değil; iyi beslenmiş yırtıcıların gösteri yaptığı bir sirk. Seyirciler alkışlıyor, çünkü alkışlamazlarsa bir gün kafese alınacaklarını biliyorlar. Kafeste olanlar ise ses çıkaramıyor; çünkü aç ayı konuşamaz, sadece hayatta kalmaya çalışır.

Bugün bir çocuğun açlıktan öldüğü haber, birkaç saniyelik bir akıştan ibaret. Ama bir borsadaki dalgalanma, dünyayı ayağa kaldırıyor. Bir şehir bombalandığında “karmaşık nedenler” aranıyor; ama bir şirketin kârı düşğünde “acil önlem” alınıyor. İşte bu, tok ayının kuduzluğudur.

Tok ayı, kendini haklı görür.

Tok ayı, doymuş olmasına rağmen hâlâ “risk aldığını” söyler.

Tok ayı, başkalarının açlığını “doğal süreç” olarak açıklar.

Tok ayı, kendi oburluğunu “başarı” diye yüceltir.

Ve en tehlikelisi: Tok ayı, kendini insan zannetmeye devam eder.

Oysa insan, sadece tüketen bir varlık değildir. İnsan, sadece alan değil; sorumluluk taşıyan bir varlıktır. Ama sorumluluk, tok ayının işine gelmez. Çünkü sorumluluk paylaşmayı gerektirir. Paylaşmak ise kuduzluğu tedavi eder. Bu yüzden sistem, paylaşmayı değil; rekabeti kutsar. Çünkü rekabet, güçlü olanı daha güçlü yapar; zayıf olanı ise görünmez kılar.

Bugün “başarı” dediğimiz şeyin tanımına bakın. Kaç kişinin hayatını kurtardığın değil; kaç kişiyi geride bıraktığın önemlidir. Kaç adaletsizliği durdurduğun değil; kaç engeli aşğın konuşulur. Engelin ne olduğu, kimin üzerinden atlandığı, kimin ezildiği detay sayılır.

Bu dünyada aç ayılar vardır; ama onların sesi çıkmaz. Çünkü açlık, insanın sesini kısar. Tok ayılar ise bağırır, konuşur, yazar, anlatır. Medya onların elindedir, kürsüler onların, mikrofonlar onların. Ve onlar bize sürekli şunu anlatır:

“Bu düzen böyle. Başka türlüsü mümkün değil.”

Oysa mümkün. Ama mümkün olması için önce kuduzluğun teşhis edilmesi gerekir.

Kuduzluk, aşırı zenginlik değildir. Kuduzluk, aşırı güç değildir. Kuduzluk, hesap vermeden sahip olmaktır. Kuduzluk, sahip olduğun şeyin bedelini başkasının ödemesidir. Kuduzluk, sen tokken başkasının açlığını görmezden gelebilmektir.

Bugün dünya, insan hakları söylemleriyle dolu. Ama insan, hâlâ pazarlık konusu. Demokrasi, vitrin süsü. Özgürlük, sadece güçlülerin hareket alanı. Adalet ise çoğu zaman yön tabelası; kimsenin varmak istemediği bir adres.

Bu yüzden dünya bir hayvanat bahçesine döndü. Ama bu bahçede hayvanlar masum. Asıl tehlikeli olanlar, hayvan içgüdülerini akılla birleştirip vicdanı dışlayanlar. Çünkü hayvan öldürür ama gerekçelendirmez. İnsan ise öldürür ve neden haklı olduğunu anlatır. İşte bu fark, insanı hayvandan ayıran üstünlük değil; daha tehlikeli bir varlık yapar.

Aç ayı oynamaz; ama aç insan umut eder.

Tok ayı kudurur; ama tok insan utanabilirdi.

Sorun şu ki, utanma artık öğretilmiyor.

Çocuklara başarı öğretiliyor, ama merhamet “zayıflık” diye sunuluyor. Güç öğretiliyor, ama sınır öğretilmiyor. Hak öğretiliyor, ama sorumluluk unutuluyor. Sonra bu çocuklar büyüyor ve kuduran ayılara dönüşüyor. Ve biz buna “liderlik”, “vizyon”, “başarı hikâyesi” diyoruz.

Bu çağın en büyük yalanı şudur: Herkes tok olursa sorun kalmaz.

Hayır. Tokluk da bir sınavdır. Ve tarih gösteriyor ki, insanlık bu sınavdan açlık kadar sık geçemiyor.

Bugün insanlık, kendi elleriyle kurduğu bu bahçede dolaşıyor. Bir kafeste açlıktan ölenleri izliyor, diğer kafeste tokların kuduzluğunu alkışlıyor. Arada bir “üzülüyoruz” diyoruz, bir bağış yapıyoruz, bir paylaşım yapıyoruz, vicdanımızı kısa süreliğine sakinleştiriyoruz. Sonra hayat devam ediyor.

Ama hayat devam ederken, doğru biraz daha yamuluyor, adalet biraz daha erteleniyor, merhamet biraz daha küçülüyor. Ve biz buna alışıyoruz. Alışmak, kuduzluğun sessiz destekçisidir.

Bu yazı bir çözüm reçetesi sunmuyor. Çünkü sorun teknik değil, ahlaki. Bu yazı bir manifesto değil belki; ama bir uyarı çanı. Diyor ki:

Eğer tok ayıların kuduzluğunu normalleştirirsek, yarın aç ayı olmaktan kurtulsak bile insan kalamayacağız.

İnsanlık, bugün bir eşikte. Ya ayılaşmayı kabul edecek ya da insan olmanın bedelini yeniden hatırlayacak. İnsan olmak; paylaşmak, utanmak, durmak, sınır koymak demektir. İnsan olmak; tokken de dizginlenebilmektir.

Aksi halde bu hayvanat bahçesi büyüyecek. Kafesler çoğalacak. Ve bir gün hepimiz, alkışladığımız gösterinin bir parçası olduğumuzu fark ettiğimizde, artık çok geç olacak.

Çünkü kuduran ayılar durmaz.

Ama insan, durmayı öğrenebilirdi.

Bahadır Hataylı/06.01.2026/Sancaktepee/İST

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Nesiller arası kopuşun arka planı

Yeni nesil ile iletişim kuramıyoruz… Onlar bizi dinlemiyorlar, kendi bildiklerini okuyorlar, dolayısıyla toplumsal yaşam çatırdıyor. Çünkü ...